16 Ağustos 2011 Salı

RAMAZAN

04-08-2011 ·

                                    Biz inananlar tarafından kutsal kabul edilen Ramazan ayı'na girmiş bulunmaktayız. Başın da rahmet, ortasın da mağfiret, sonuda da cehennemden azad olmak var. Evet mükafatını Allah(C.C.)tan bekleyerek ifa edeceğiz . Sonucunda ise rahmete kavuşacağız. Sabırla Oruçlarımızı tutacağız. Gerçi tüm ibadetler sabırla yapılır. Malumunuz. ''Allah sabredenlerle beraberdir.'' Allah ile beraber olmak ne güzel.  Sonuç olarak istediğimiz de bu değilmi?
                                     İbadetler yapılırken kendi mecrası içerisin de yapılmalı. Bu husus ta örnek alacağımız tek insan da Allah'ın Resulü Muhammed Mustafa (S.A.V.)dir. Tüm ibadetlerimiz de hatta tüm hayatımız da yapmış olduğumuz ibadetlerimizin şekil ve içerik itibariyle bize öğreten O değil mi? Zekatın  kazançlarımız dan kaç'ta kaç vereceğimizi, namazda ki şekli, Oruçta ki usulü v.s. hep Ondan öğrenmekteyiz.
                                      İştirakiyle sevindiğimiz bu mübarek ramazan ayında öğrendiklerimizin tam da aksine bir durumu yaşamaktayız. İnsanların oruçlu olduğu bu günler de tüketimin azalması gerekir. Tam da tersi tüketim patlaması yaşıyoruz. Fiyatla artıyor. Bir ay öncesinden stoklamalar başlıyor. Esnaf bu ayda neler yaparız da daha fazla birşeyler kaparız sıkıntısıyla hem hal olmakta. Yeni tüketim ve hizmet sektörleri oluşmakta. Âdeta bir çılğınlık yaşanmakta. Nefislerin muhaseba edildiği, yoklukta olanların hatırlandığı, olanların olmayanlarla paylaşıldığı bir zaman dilimi olması gerekir iken..... malesef..... Hani Allah Resulünün yaşadığı ramazanlar. Ramazan ayı Kur'an ayı değilmi? Nerede Kur'anı anlamak!  Televizyonlar ramazan münasebetiyle dini proğramlar yapıyorlar. Türbe ziyaretleri ve oralarda açılan oruçları yansıtıyorlar. Âdeta dini bir davranış gibi lanse edilmekte. Dahası otel mutfaklarından zengin menüler ve yemak tarifleri sunulmakta. Oysa ''Çok yiyen mide den, çok uyuyan göz den, çok konuşan dil'den'' Allah'a sığınırım diyem bizim peygamberimiz değil mi? Son anda öğrendim. özel bankalar da Ramazan kredisi veriyorlarmış. Ramazan ayında ne yapılmak isteniyor.
                                       Ramazan ayını ibadet ayı olarak kabulllenen bizler! Dikkat! Dikkat! Bu ayın tadını çıkaralım. Ama eğlenerek değil, taaatla çıkaralım. İbadetle çıkaralım.Kendimizi çağımızın hastalığı tüketim ekonomisinin verdiği hastalığa kaptırmayalım.
                                       RABBİM BİZLERİ RAMAZANDAN NASİBLENENLERDEN EYLE.

SEVGİLİLİ YILLAR

13-07-2011 ·


Yıl 1978'di sana aşık olmuştum.
Nasıl yeretmişti aşkın kalbimde;
Seviyordum seni mecnundan' da öte.
Bir kez gülseydin ama gülmedin ki.
Yıl 1979 dedi aşkım büyüdü.
Sevgin yüreğimi hançerliyordu.
Ama sen beni hiç sevmiyordun.
Yıl 1980 demişti babanı kaybettin.
Yaslıydın, ağlamıştım senle beraber.
Hatırlıyormusun? Bir yaz mevsimi,
İlk aşkını sende bana söylemiştin.
İşte o zaman anladım beni sevdiğini.
Yıl 81 'di benim aşkın sende göründü.
Herkes soruyordu sevgilin nasıl?
Gurur duyuyordu biçare gönlüm,
Gülerek cevaplardım. İyi, beni seviyor derdim.
Yıl 82' idi .Anlatayım neler oldu.
Vefasız çıktın, beni bıraktın.
Soranlara ağlayarak cevaplar verdim.
Herkes bana buydu sonun. Diyorlardı.
Gerçi sende haklısın, haksız olan aşkımız.
Aramıza hayatın zorlukları girdi.
Seni benden ayırdı, hiç acımadı.
Annem ve babam böyle olmaz diyordu.
Ama senin annen ve baban belki seviniyordu.
83'te böyle geçti. Çaresizdim ne yapayım.
84'de aşkımız bir sonbahar rüzgarında tekrar ateşlendi.
Ben seni sevdim, sen de beni.
Yılardan 1985 dedi nişanlandım  ben seninle,
86 mayısta düğün kuracağım seninle


HASAN KALAYCI
GECE NOTLARI

BEN

10-08-2011 ·

KAÇ! KAÇ! AMA KAÇMA.
SEN NEREYE KAÇARSAN KAÇ BEN ORADAYIM.
KOŞMA, KOŞARAK YORULMA,
SENİ YAKALMAK İÇİN BEN YORULMAYACAĞIM.
SAKIN GÖNLÜMÜ GÖNLÜNDEN AYIRMA,
BEN BÜTÜN GÖNÜL SURLARINI FETHEDECEĞİM.
GÜL. SEN HEP GÜL.
SENİ SULAYACAĞIM, SOLDURMAYACAĞIM.
BİR PARÇA AYMIDIR.YOKSA; BU GÜL AY PARÇASIMIDIR.
GÜL'E; AYPARÇASINA ULAŞMAK  İÇİN FÜZELER İNŞAA EDECEĞİM.
SAKIN KAÇMA, AMA KAÇMA!
DÖNÜP BAKTIĞINDA ARKANDA BEN,
AYNAN DA BEN VARIM,
YÜZÜNDE Kİ BEN DE DE BEN VARIM.
 

MUTLAK İRADE

02-06-2011 ·

MUTLAK İRADE
Eski yunanlılar işlerine geldikçe ve zorda kaldıklarında somut doğa olaylarına bakarlardı. Bunu yaparlarken de, hani neredeyse yaptıklarından utanırlardı. Onlara göre edinilmeye değer bilgi, beyin hücreleri çalıştırılarak elde edilen sanal bilgiydi. Tıpkı günümüz insanları gibi! Evrensel gerçekler ve günlük olaylarla ilgili bilgiler onların gözünde “ikinci sınıf” bilgiydi. Platon’la bir öğrencisi arasında geçen şu ilginç tartışma hep anlatılır.

Öğrenci, matematik dersinin sonunda “Peki hocam” demiş. “iyi güzel ama bütün bunların yararı?” sonra eklemiş “Ne gibi sonuçlar çıkar bundan?” Platon köpürmüş, kölelerinden birini çağırtmış, “Bu öğrenciye bu hafta harçlığını vermeyeceksin” demiş. Sonra da öğrenciye dönüp “Gördün mü? Matematik dersinin böyle de sonuçları olabiliyor” demiş.
İnsanoğlunun mutlak güç olarak biyolojik ruhsuz bir beyni ve Tanrısız bir fiziği önemsemesi özgür ve egemen olabilme arayışından ileri gelmektedir. Tanrı, ruh, kader, vahiy. Melek, cin, peygamber ve şeytan gibi mutlak varlıkları ya tamamen ya da kısmen inkâr etmeleri, sınırlarını daraltmaları veya bilinçaltının ürettiği hipotezler olarak değerlendirmeleri, benliksel aldatmanın egemen olabilme hırs ve ihtirasından kaynaklanmaktadır. Hâlbuki yaşadıkları gerçekler arasında sayısız delil ve mucizelere şahit olmalarına rağmen, fikirlerindeki ısrarcılıkları, yine de gerçekleri gizlemeye yeterli olmamaktadır. Ne de olsa gerçek dünyayla ilgili somut bilgiler “ikinci sınıf bilgi”, sanal âlemin hayalî düşleri ve karşılığı olmayan teori, felsefe ve anlayışları ise “birinci sınıf bilgi ” olarak kabul görmekte, böylece yaratıcı olabilme vasfına ulaşılarak “sanal tanrı” kimliklerin varlıkları sürdürülmeye çalışılmaktadır.Kaynakwh webhatti.com:
Birçok olayda olduğu gibi, özellikle arılar ve karıncaların hayatları, işlev ve yaşam biçimleri. Bilim adamlarının rasyonalist felsefelerini, hücresel beyin anlayışlarını ve evrim teorilerini yıkarak geçersiz kılan ve mutlak iradenin kâinatsal düzeneğini kanıtlayan zincirsel halkanın zihinsel misalleridir. Hayvanlar âlemi önyargısız irdelendiğinde insanlık âleminden farksız kadersel düzene göre nasıl programlandıkları anlaşılabilecektir.
Arıların dünyası incelendikçe bilim adamlarının şaşkınlıkları daha da artmıştır. Onları şaşırtan, altıgen, yamuk, eşkenar dörtgen gibi matematiksel şekillerle ilgili hesaplamaların ve bu şekillerin hangisinin peteğin neresinde bulunacağı gibi detayların arılar tarafından eksiksiz bir şekilde biliniyor ve yapılıyor olmasıdır. Yani mantıksal bir işleyiş! Örneğin arılar konusunda yazılmış önemli eserlerden olan “The World of Bees” kitabında araştırmacı Muray Hoyt, petek yapımını şöyle özetlemektedir: “Bir sürü farklı arının, ağızlarındaki balmumunu gerekli yere bıraktıktan sonra aynı kalınlık ve şeklin oluşması şaşırtıcıdır. Bütün bunlardan, on binlerce böcekten her birinin kendi kendilerine usta birer mühendis ve deha olduklarının kanısına varıyorsunuz.”
Arılar petek hücrelerinin genişliğini ve kalınlığını hassas algılayıcı tüyleri sayesinde ölçerler. Arıların duyum tüyleri, özellikle çene ve antenlerde yoğun olarak bulunur. Bir bal arısının tek bir anteninde 8500’e yakın algılayıcı tüy ve 500.000 algılayıcı hücre tespit edilmiştir. Arılar bu tüyleri kullanarak, ördükleri hücrelerin duvar kalınlığını ölçerler. Bu ölçümü yaparken son derece titiz hareket ederler. Bir hücreye balmumu ekleyen arı. Hücrenin duvarını sürekli olarak hafif hafif iter. Duvarda oluşan harekete göre hücrenin elastikiyetini ve kalınlığını anlar. Bütün bu işlemlerin sonucunda ortaya yine mucizevi bir durum çıkar. Bütün arıların balmumundan ürettikleri petek duvarlarının kalınlığı tam olarak 0.07 m.m. dir.
Vücut yapısı çıplak gözle dahi incelenemeyecek kadar küçük olan arının akıl almaz bu zeka ve yeteneğini kendisine kazandıran zerrecik beyni mi? Eğer insanı hayvandan ayırıp üstün kılan beyin ise, neden insanoğlu arıdaki zekaya, dirayete ve mühendislik kabiliyetine haiz değildir? Kaynakwh webhatti.com:
EVRİM TEORİSİNİN KURUSUCU DARVİN BİLE BU KÜÇÜK CANLILAR KARŞISINDA ŞAŞKINLIĞA DÜŞEREK ŞÖYLE DEMİŞTİ :”BALARISINA DAİR NE SÖYLEYEBİLİRİZ Kİ